|
RÜŞVET ve RÜŞVETİN HARAM
OLMAYANI |
|
|
|
|
Cumartesi, 16 Ekim 2004 |
Haksiz bir menfaat elde etmek için kişilere çikar saglama;
lehe hüküm vermesi için hâkime verilen mal veya para; başkasinin malini haksizlikla yeme
yollarindan biri. Rüşvetle ya hak edilmeyen bir menfaat ele geçirilmekte veya başkasinin
hakkina tecâvüz edilmektedir.
Rüşvet yalniz alan için degil veren ve
aracilik yapan için de harâmdir. Allah Teâlâ; "Insanlarin mallarindan bir kismini bile bile, günâh
işleyerek ele geçirmek için iş başindakilere yedirerek mallarinizi aranizda haksizlikla yemeyin"
(el-Bakara, 2/188) buyurmuştur.
Rüşvetin devlet dairelerine, özellikle mahkemelere girmesi
çok büyük bir suçtur. Rasul-i Ekrem Efendimiz "Hüküm vermede rüşvet verene ve alana Allah
lânet etsin " (Tirmizi, Ahkâm, 9) diye beddua etmiştir. Bir memurun rüşvetle haksizlik yapmasi
çok kötü bir iştir. Rüşvet, bir hakki araştirmak, bir işi yapmak için de alinamaz. Bu zaten
memurun görevidir. Devlet memurlarinin hediye almalari da dinimizce rüşvet sayilmiştir.
Peygamberimizin, zekat toplamak için gönderdigi bir memurun, dönüşünde:
"Bu sizindir, şu da bana verilen hediyedir" demesine Rasûlüllah (s.a.s) kızmış ve "Eğer
doğru söylüyorsan, git, anne-babanın evinde otur ve bu hediyeler sana gelsin, görelim "
(Müslim, İmare, 26-30) buyurmuş, böylece memura ancak rüşvet düşüncesi ile hediye
verilebileceğini anlatmıştır.
Rüşvet dört kısım da ele alınabilir.
1- Hakim veya idareci olabilmek için verilen rüşvet.
2- Hakimin
lehinde hüküm vermesini sağlamak için verilen rüşvet.
3- Bir kimse ile
idarecinin arasını düzeltmek karşılığında üçüncü kişiye verilen rüşvet. Burada rüşvet veren ya
idareciden gelecek bir zararı önlemek veya meşru bir menfaat elde etmek istemektedir.
4- Bir kimsenin malına ve canına bir zarar vereceğinden korktuğu kişiye verdiği
rüşvet.
Birinci ve ikinci maddede tarafların her ikisi için de vermek veya
almak haramdır. Üçüncü madde yalnız alana haram, verene haram değildir. Dördüncü
maddede de hüküm aynıdır. Çünkü bir müslümanın müslüman kardeşinin malına canına zarar
vermemesi gerekir.
Ayrıca rüşvet kabul eden hâkimin vermiş olduğu hüküm
geçerli değildir. Aynı zamanda böyle bir hâkim adalet sıfatını kaybeder ve fasık olur, görevine de
son verilir. Devlet görevinde çalışan memurların ve hâkimin almış olduğu hediyeler de rüşvet
sayılır. Çünkü onlar bu görevde olmasalardı kendilerine hediye verilmeyecekti. Hediye
vermekten maksatları işlerini gördürmektir. Hatta rüşvet alan hâkim doğru karar vermiş olsa bile
yine aldığı haramdır. Çünkü hüküm vermek onun görevidir. Ayrıca başka bir şey alması
gerekmez.
Rüşvet alan bir kimse almış olduğu mala dinen sahip olamaz;
onu geri vermesi gerekir. Bir kimsenin dinine gelecek bir zararı önlemek için rüşvet vermesi bir
çare işe verebilir. Bu, verene haram olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) dine dil uzatan
şairlere ve aleyhte bulunmalarını istemediği kimselere bir şeyler verirdi. Bu konuda müellefe-i
kulub'a zekattan pay verilmiş olması yeterli bir delildir (İbn Abidin, IV, 303, vd., V, 272).
Rüşvet toplumsal bir hastalıktır. Rüşvetin yaygınlaştığı yerlerde halkın birbirine
ve devlete karşı besledikleri güven duygusu yok olur. Herkes yapılan işlerden, özellikle
mahkemelerde verilen kararlardan şüphe eder; her işin, her kararın arkasında rüşvet var
zanneder, rüşvetsiz iş yapılmayacağına inanır. Bu inanca namuslu insanların da kapılması,
rüşveti toplumsal bir felaket haline getirir. Artık doğru dürüst hiç bir şey yapılamaz olur. Giderek
devlet çarkı işlemez, işler zamanında yapılamaz hale gelir; haksızlık her yanı sarar, diğer
ahlâksızlıklar çoğalır. Bütün bunların alışkanlık haline gelmesi, toplum hayatını temelinden sarsar
hatta büsbütün çökertir. Rüşvet liberal ekonomilerde ve demokratik rejimlerde çok sık rastlanan
toplumsal bir hastalıktır.
Rüşvetin sadece topluma değil, onu alana da zararı
vardır. Az çok dini inancı olan insanlar, er geç yaptıkları işin kötülüğünü anlayacak ve
vicdanları rahatsız olacaktır. Asıl önemlisi de dünyada üç-beş kuruşluk menfaat sağlamak için
rüşvet alanların Allah'ın lanetine müstehak olmaları ve dünyaları için ahiretlerini kaybetmeleridir.
İslâm'ın hâkim olduğu toplumlarda rüşvet olayı asgari sınıra çekilir. Zira Hz. Peygamber'in
rüşvet alana da verene de lanet ettiği ve ikisinin de cehennemlik olduğunu ifade ettiğini bilen
müslümanlar mutlaka bundan uzak dururlar.
RÜŞVETİN HARAM
OLMAYANI
Babamın Gediz Nehri kıyısında arazisi
vardı. Bir ara Gediz yer değiştirdi, sonra yine aynı yerine geldi: Bu arada babam da öldü. Ancak
o arazının babamın olduğunu ispat edemiyoruz. Tapu-kadastrodan rüşvet istiyorlar. Kesin
babama ait olan bu araziyi geri alabilmemiz için rüşvet verirsek günah işlemiş olur muyuz?
Rüşvet; hakkı olmayan birşeye ulaşmak, ya da hakkını hakkı olmayan yolları
elde etmek için verilen şeydir. Buna göre başka yolla alamadığı hakkını elde etmek ve dinini ve
ırzını zalimlerden korumak için verilen şey, verene göre rüşvet değildir. (ibn Âbidîn VI/423-24)
Ama alan için rüşvettir ve en çirkin haramlardandır. Sözünü ettiğiniz hakkınızı elde edebilmek
için başka çâreniz yoksa rüşvet vermenizde dinen sakınca yoktur. Ancak şartları sonuna kadar
zorlamanız gerekir. Tâ ki, başkasının haram işlemesine de sebep olmuş olmayasınız. (Alâuddîn
Âbidîn 269; Rasûlüllah Efendimiz (s.a.s.) islâm'a dil uzatan şairleri susturmak için onlara para
vermiş ve birisi için: "Yâ Bilâl, şunun dilini benden kes" buyurmuştur. (Aynı kaynak); ayrıca bk.
ibn Nüceym'den "islâm Hukukunda Rüşvetin Durumu" adıyla tercüme ettiğimiz risalesi;
Kardâvî, el-Helâl ve-I-haram 306, 309- 310) Bu, aynı zamanda "emr bi'l- ma'rûf'un da
gereğidir.
|