|
Pazar, 13 Kasım 2005 |
Islâm hukukunda
genellikle gelir getiren taşınmaz mallar için kullanılan bir terim. Arazî, ev, dükkân, tarla,
bağ,
bostan vb. gayr-i menkûl malları kapsar. Buna göre akar, hem gayr-i menkûl hem de
arazî
anlamında kullanılmaktadır. Arazî üzerindeki ağaçlar ve binalar iki yönden
değerlendirilmiştir. Bu
gibi ev ve ağaçlar tek başlarına menkûl, üzerinde bulundukları
arazı ile birlikte ise gayr-i menkûl
olarak kabul edilmiştir.
Islâm hukukunda gayr-i
menkûl ile menkûl malların satışları
arasında bir fark gözetilmemiştir. Taşınır bir mal ve
eşya nasıl satılır ve yeni sahibine nasıl intikâl
ediyorsa akarlar da aynı şekilde mülkiyet
değiştirebilmektedir. Hepsindeki genel şart, icab ve
kabulün meydana gelmesiyle satışın
gerçekleşebileceğidir.
Gayr-i menkûlün satışında
bedelin kabzıyla "sattım" veya
"teslim ettim" demekle satış akdi tamamlanır. Herhangi bir tescil
ve tapulamaya, aradaki
güven ve toplumun sağlam yapısından dolayı gerek görülmemiştir.
Ancak böyle bir
tescilin şu faydaları vardır:
1-Akar üzerinde yapılacak tasarruflarda
hîleye ve
sahte muamelelere meydan verilmemesi,
2-Belli bir zaman geçip tescili
yapılmamış
gayr-i menkûllerde davanın reddine sebep teşkîl etmesi.
Vakıf* akarları da
iki
bölümde incelenebilir:
1-Vakfedildikten sonra icârıyla değil de bizzat kendisinden
yararlanılan akârlar. Cami, okul, kütüphane, çeşme gibi yerler. Bunlara "Müessesât-ı
Hayrıyye"
adı verilir.
2-Vakfedildikten sonra kiraya verilerek vakfın şartlarına
uygun bir şekilde
gelirlerinin harcandığı akarlar. Bunlara da "Akârât-ı Mevkufe" adı
verilmektedir.
|