|
Pazar, 13 Kasım 2005 |
Allah'u
Teâlâ'ya ibâdet maksadıyla mükellef olmadığı halde mübah olan bir işi yapmayı
kararlaştırmak,
kişinin öyle bir ameli kendisine vâcip kılması ve bunu yapacağına dair
Allah'a söz vermesine
Adak denir.
Allah rızası için yapılan adaklar Allah katında
geçerlidir. Yalnız Allah'ın rızası
gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sırf Allah
rızası için oruç tutmak, sadaka
vermek, Kur'an okumak namaz kılmak gibi. Ancak sırf
dünyevî bir maksat uğruna yapılan
adaklar geçerli değildir. "Falan bir işim olursa şu kadar
oruç tutacağım", veya şu kadar sadaka
vereceğim demek gibi. Buna benzer dünyaya
yönelik isteklerin olması halinde yapılan
adaklarda sırf dünyevî bir arzu taşıdığından
ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rızası özelliği
kaybolmuş oluyor. Aslında böyle bir adak
Allah'ın takdirini değiştirmez. Mukadder ne ise o olur.
Fakat her ne olursa olsun "falan işim
olsun, şöyle böyle oruç tutacağım, sadaka vereceğim..."
gibi adakları yaptıktan sonra
mutlaka yerine getirmek vâcip olur.
Allah'ın rızasını ve
yardımını istemek
maksadıyla yapılan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardır. Kur'an-ı
Kerim'de
Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatılan kıssada annesinin şöyle dediği ve adakta
bulunduğu
ifade edilmektedir: "Hani İmran'ın karısı şöyle demişti: 'Rabbim' karnımda taşıdığım
çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul buyur Allah'ım sen
her
şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i İmrân, 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e şöyle
hitab
edilmişti: "İnsanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konuşmama orucu
adadım bugün
kimseyle konuşmayacağım" de." (Meryem, 19/26). Yalnız Semâvî
dinlerde değil, kısmen
semâvî din özelliği ve kalıntıları taşıyan bazı toplum ve dinlerde
de adak inancına
rastlanmaktadır. Yahudi ve Hristiyanların yanısıra eski Çin, Türk ve
Arap toplumlarında adakların
yapıldığı bilinmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de adak ile
ilgili olarak bazı hususlar zikredilmişse
de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut
değildir. Fakat ileride de ele alınacağı gibi
adaklar yapıldıktan sonra mutlaka yerine
getirilmesi gerekmektedir.
Bazı Hadislerde
Rasûlullah (s.a.s.), yapıldıktan sonra
Allah'a itaat kabılinden olan adakların yerine getirilmesi
gerektiğini ifade etmiştir. (Tecrid-i
Sarih Tercüme ve Şerhi, XII, 226 vd.) Adağın Hz. Peygamber
tarafından yasaklandığını
ileri sürenler olmuşsa da, bu adaklar insanı kaderden müstağni
kılmaya sürükleyen
anlayışlara dayalı olan adaklardır. Çünkü yapıldıktan sonra mutlaka yerine
getirilmesi
kesin olarak emredildiğine ve bu konuda gayet açık hükümler bulunduğuna göre,
yasaklanmış bir hususun yapıldıktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile
izah
edilebilir?
Adak, yemin keffâreti*nde olduğu gibi yerine getirilmesi kişinin İslâmî
hükümlere olan sadakatine bağlıdır. Böyle bir adağı yaptıktan sonra onu yapmaması
halinde
İslâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiğinden dolayı onu bu konuda
zorlayamazlar. Ancak
Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" (el-Hacc,
22/29) buyurmaktadır.
|