Hacc-ı Ekber,
Arapça "E1-Haccü'1 Ekber" terkibinin Osmanlica söylenisidir ve kelime olarak "En Büyük
Hac" demektir, Kur'ân-ı Kerim Tevbe suresi 3. ayette söz konusu edilmektedir. Bu sûre,
dolayısı ile bu ayet-i kerime Hicretin 9. senesi Medine'de nazil olmuştur. O yıl Rasulüllah
(sav)
Efendimiz kendileri hacca gidememiş, Hz. Ebubekir'i hac emiri olarak
göndermişlerdir. Bu sûre,
müşriklere karşı bir ültimatom olarak nazil olunca, bunu onlara
duyurmak üzere Hz. Ali'yi
görevlendirdi ve bizzat kendi devesine bindirerek Mekke'ye
gönderdi. O da Kurban
Bayramı'nın birinci günü, hala müslümanlarla beraber hac
yapmakta olan müşriklere surenin ilk
kırk (ya da otuz) ayetini ültimatom olarak okudu.
Üçüncü ayette -mealen- şöyle deniyordu: "Ve
bu, Hacc-ı Ekber günü Allah'ın ve
Rasulünün bir ilânıdır ki, Allah ve Rasulü müşriklerden
beridir..." Burada görüldüğü gibi
"hacc-ı ekber günü" bilinen (marife) birgün olarak
zikredilmekte ve Rasûlüllah'ın
bulunmadığı, Hz.EbuBekir'in Hac emiri olduğu o yılki Hacca
"hacc-ı ekber"
denilmektedir. Çünkü ültimatomun ilâmi o yıl yapılmıştır. "Hacc-ı ekber günü bir
ilamdir"
dendiğine göre "hacc-ı ekber" o yılki hacdır. Ancak niçin o yıla "hacc-ı ekber"
denmiştir? O yıldan sonra da "hacc-ı ekber" var mıdır? Bu konudaki rivayetler
tarandıgında çok
değişik değerlendirmeler ortaya çıkar. Peşinen bunlara biz de şu
nokta-i nazarımızı ilave edelim:
Rasûlüllah da Kâbe'yi ertesi sene Hicri onuncu yılda
haccetmişler ve Ebu Davud'un rivayetine
göre, Kurban günü cemreler arasında durmus,
"bu gün ne gündür?" diye sormuş. Kurban
günüdür, demişler, O'da bunun üzerine,
"bugün hacc-ı ekber günüdür" buyurmuşlardır (Ebu
Davud, Menâsik, 66; Tirmizi'nin bir
rivayeti de bu anlamdadır). Durum böyle olunca, Hz. Ebu
Bekir'in haccı yaptığı bir
önceki yıl haccına "hacc-ı ekber" dendiğini adı geçen ayetin işareti ile,
Rasûlüllah'ın
hac yaptığı yılın haccına "hacc-ı ekber" dendiğini de, mezkür hadisin ibaresiyle
anladığımıza göre "hacc-ı ekber" hem Hz. Ebu Bekir'in haccına has değildir, hem de
her yıl
tekerür eden bir şeydir. Iki yıl peşpeşe kurbanın birinci günü cumaya
rastlamayacağına göre
hacc-ı ekberin cuma ile de ilgisi olmamalıdır. Gerçi Hâzin'in bir
ifadesine göre: "Hacc-ı ekber
Rasulüllah'ın veda haccıdır ve o gün bir cuma günü idi"
denmişse de (bk. H.B. Çantay, I/271;
Ibnü l-Kayyim'in aldığıbir rivayet de işaretiyle bunu
destekler, bk. Zâd'ül-Me'âd, I/204. Aliyyu
1-Kâri nin bir ifadesi de bu anlamdadır) bu bir
tarihi tevafuktan ibarettir(Faik Reşit Unat'in
hesaplarına göre Hz. Ebubekir'in haccının
arafesi Salı gününe, Rasulüllah (sav)'in veda
haccının arafesi ise Cumartesi gününe
denk gelmektedir ki, bu durumda tesbitlerinde bir
yanılma olmalıdır bk. Hicrî Tarihleri
Milâdî Tarihe Çevirme Kılavuzu, s. 2,3). Bu durumda "hacc-ı
ekber", kurban bayramının
birinci günüdür, şeklindeki değerlendirme ve rivayetlerin daha
isabetli olması gerektiği
ortaya çıkar. Zaten tefsircilerin çoğu da "hacc-ı ekber"in bayramın
birinci günü olduğu
görüşündedirler. Bu konuda ayrıca şu görüşler rivayet edilmiş ve
serdedilmiştir:
1.Umreye "hacc-ı asgar" (küçük hac) denirdi. Ona nispetle hacca
da
"hacc-ı ekber" (büyük hac) dendi. Bu izaha göre "hacc-ı ekber" her yıl
mevcuttur.
2.Herbir haccın en önemli nüsûküne diğer menasıkıne nisbetle,
haccın en
önemli yönü anlamında "hacc-ı ekber" denmiştir ki, bu da ya "hac Arafat
demektir" hadis-i
şerifine binaen arefe günüdür. Çünkü Arafat'ta o gün durulur. Ya da
haccın şeytan taslama,
kurban kesme, tavaf-ı ziyaret gibi en önemli işlerinin yapıldığı,
bayramın birinci günüdür. Bu son
izah da baştaki açıklamamızı desteklemektedir. Bu
izaha göre de "hacc-ı ekber" her yıl
vardır.
3.Müslümanlarla beraber Yahudiler,
Nasraniler ve Müşriklerin bayramlarının hep
aynı güne rastladığıve Hz. Ebu Bekir'in hac
emirligi yaptığı hacdır. Çünkü geçmişte ve
gelecekte ilk ve son olarak böyle bir hac
yaşanmıştır (Begavî, NI/8; Ibnü'1-Cevzî,
Zâdü'I-Mesîr; NI/396; Suyuti,
ed-Dürrü'1-Mensur, IV/128; Zemasheri, Kessâf (Mustafa el-Bâbi
1-Halebi,1392), N/173).
Ancak bu ismin verilme sebebi olarak böyle bir izahın yapılması bazı
noktalardan ötürü
isabetli olmasa gerektir. Çünkü hac, kâfirlerin ve müşriklerin katılması ile niçin
"büyük"
olmuş olsun? Ayrıca daha önce verdiğimiz Ebu Davûd rivayetinin de gösterdiği gibi,
Rasulüllah'ın haccettiği ertesi yıl haccına da "hacc-ı ekber" denmiştir. Halbuki, önceki
yıl
verilen ültimatom gereğio yıl hac'da müşrikler ve diğer gayrı müslimler
yoktur.
4."Hacc-i
ekber" İslam'ın izzetini ve şirkin zilletini ortaya koyan hacdır
(Elmalıli, NI/2450-54). Bu izaha
göre Hz.Ebu Bekir'in haccına da, Rasulüllah'ın haccına
da "hacc-ı ekber" denebilir. Daha
sonra da böyle izzetli bir hac yapılabilir. Hatta her hac
bir bakıma bu anlamı bir nebze
taşır.
Pek güçlü görülmeyen diğer bazı izahlara
göre de "haccı ekber"; Sa'bî'ye göre,
Ramazan'da yapılan bir umredir (Suyutî, age,
IV/129). Mücahid'e göre "hacc-ı ekber" "kıran"
haccıdır, "hacc-ı asgar" ise "ifrad"
haccıdır (Ibnül-Cevzî age, NI/396; Ibn Hacer, Fethu 1-Bâri,
VNI/321). Ibn Sîizn'e göre
Rasûlüllah'ın "Ehli Veber" ile beraber haccettiği hacdır (Ibn Kesîr,
(Darül-kütübi'l-ilmiyye,1408), N/525). Süfyân es-Sevri'ye göre hacc-ı ekber bütün Mina
günleridir. Kur'ân-ı Kerim'de "hacc-ı ekber günü" diye müfred (tekil) zikredilmesi tıpkı
"Siffin
günü", "Cemel günü", "Bu'âs günü" ... tabirlerinde olduğu gibi bir ifade biçimidir. Bu
isimlerle
zikredilen olaylar da tek günlük olay olmadıkları halde "ün" onlar için de müfred
olarak
kullanılmıştır ki, "zaman" anlamındadır (Begavî, NI/8).
Sonuç olarak
ağırlık kazanan
görüş şudur: Her hac ve özellikle de bayramın birinci günü bir "hacc-ı
ekber"dir. Yeter ki,
şuuruna varılsın, Allah'ı ziyaret ediyormusçasına yapılsın, mebrur ve
makbul kılınabilsin. Arafesi
cumaya rastlayan haccın faziletine dair rivayet edilen hadise
gelince: "En faziletli gün cuma
gününe rastlayan Arafe günüdür ki , cumaya rastlamayan
yetmiş hacdan daha üstündür"
mealinde, halk dilinde meşhur bir söz vardır (bk. Ibn
Abidîn, N/178 (Amira); ayrıca, N/254)
Ancak meseleyi tedkik eden ulema böyle bir hadisin
aslı olmadığını, batıl olduğunu söylerler. Ibn
Kayyim (Zâdü'1-Mead, I/25-26
(Daru'1-Ihya)), el-Münavi(Feyzul-Kadîr, N/28) ve Elbanî
(Elbanî,
Silsiletü'1-Ehadis-ed-Daife, I/245 (H.207)) mes'eleyi bu yönde açılıga
kavuştururlar.
Yazının buraya kadar olan kısmını yazdıktan bir süre sonra değerli
Imam,
Aliyyül-Kâri'nin bu konu hakkında müstakil bir risalesine muttali oldum.
"el-Hazzûl-evfer
filhaccı-ekber" (Risalenin tain metni için bk. Huseyn el-Mekkî, Irâdü
s-Sâri, 316-322) adlı bu
risalesinde, bizim burada özetlediğimiz görüşleri zikrediyor ve:
"Hûlâsa; Haccı-ı ekber hakkında
dört görüş vardır:
a. Arefe günüdür. b.
Kurbanın birinci günüdür. c. Ifâda Tavafının
yapıldığı gündür. d. Bütün hacc
günleridir.
Bu görüşleri birbiriyle çelişiyor da değildir.
Çünkü küçüklük büyüklük
nisbî (görevli) kavramlardır. Buna göre cumaya rastlayan hac,
rastlamayandan, haccı
kıran ifraddan, mutlak hac umreden daha büyüktür. Bu itibarla hepsine
"hacc-ı ekber"
denebilir... Ama Arafe günü cumaya rastlayan hacca hacc-ı ekber denmesi ise
sonradan
ortaya çıkmış örfi bir kavramdır" (agr. 218) dedikten sonra bunu da bütün bütün
reddetmeyip diyor ki: "Fakat halkın dili Hak'kin kalemidir; müslümanların güzel gördüğü
şey
Allah katında da güzeldir... Arafesi cumaya rastlayan haccın hacc-ı ekber olduğunu
ve yetmiş
hacca denk bulunduğunu bildiren hadise "mevzu" denmesi yersizdir. Zayıf
olabilir. Ancak sahih
olması halinde zarar vermeyecek böyle bir konuda zayıf hadisle de
amel edilir. Bunu destekler
mahiyette, arafenin ve cumanın ayrı ayrı faziletlerine dair çok
rivayetler vardır. Ezcümle cuma
haftanın, Arâfe ise senenin en faziletli günleridirler. Bu iki
günün birleşmesi halinde "nur üstüne
nur" olacağı açıktır..." (agr. 219-20). İşte
Aliyyül-Kâri'nin risalesinin özeti budur. Özellikle son
açıklaması çok güzeldir. Cumaya
rastlayan Arafede faziletlerin cuma, artı, Arafe diye
katlanacağı muhakkaktır. Ancak
hadis kritigi açısından bakıldığında bu hadis (söz)
kanaatimizce mevzu olmasa dahi
asılsız bir hadistir. Çünkü dirayet bakımından da kalbi
tırmalayan bir anlam taşır. Zira
böyle bir hac yirmi-otuz yılda bir olacağına, dolayısı ile ona
ulaşmada herkes aynı imkâna
sahip bulunmayacağına göre, sanki-hasâ taksim-i ilahide bir gadr
olmuş olur.( Konu
hakkında ayrıca iki risale ismine daha rastladık. Ancak henüz
görmediğimizden
mahiyetlerini bilemiyoruz. 1. el-meslekü'1-ezferfi beyâni'1-haccı'1-ekber. Ibn
Azûz
(Kesfu'z-Zanûn Zeyli N/479). 2. el-haccul-ekber, kaside. Ibn Arabî. agk. N/632)
|